ARDEŞENLİLER KÜLTÜR ve DAYANIŞMA DERNEĞİ RESMİ WEB SİTESİ TEL : 0212 221 84 84
BAŞKANIN MESAJI
2007,12-05

DERNEĞİMİZİN İNTERNET SAYFASINA HOŞGELDİNİZ!!

SAYIN ÜYELERİMİZ, Gelişmiş ülkelerin bireylerinin en az sekiz adet derneğe üye olduklarını bilmekteyiz. Çünkü bir ülkenin sivil toplum örgütleri ne kadar çok ve güçlü ise demokrasisi de o derece güçlüdür. Güçlü sivil toplum örgütlerinin bulunduğu ülkelerde dikta rejimleri ve totaliter rejimler yaşayamazlar.Örgütlenmenin ön şartı eğitimli bireylerin artmasına bağlıdır. Eğitim ülkemizin en önemli meselesidir. Zaten dernek tüzüğünde bu konu ciddiyetle ele alınmıştır. Bu bağlamda yönetimimniz Ardeşenlilere yakışır dernek binası ile birlikte , Ardeşenliler Öğrenci yurdu yapmayı planlamaktadır.Bu konunun üyelerimiz tarafından ciddiye alınmasını ve yönetimi desteklemelerini önemle rica ediyorum. İlçemiz Ardeşen çok göç veren bir ilçedir.Birbirini tanıyan insanları gurbet yabancılaştırıyor.Çünkü metropoller insanların biraraya gelmesine engel oluyor .Örneğin ; kırk yıl İstanbul da yaşayan Ardeşenli insanın derneğimiz sayesinde buluştuğuna ben şahit oldum.Bu yönü ile dernekler hasret kavuşturan yuvalardır.Bunun için Ardeşen yaşadıkça derneğimizin de yaşamasını ve yaşatılmasını gençlerimizden istiyorum Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygı ve sevgiyle selamlarım.

YÖNETİM KURULU BAŞKANI CEMAL CAHİT AKBENİZ

SAYIN ÜYELERİMİZ, size daha çabuk ulaşabilmemiz ve gelişmeler hakkında haberdar olabilmeniz için yeni yapılanan toplu SMS sistemi ve Elektronik Posta kullanılarak irtibat kurulacaktır . Mevcut olan veri tabanımızı daha geniş bir kitleye ulaştırmak için sizin ve tanıdıklarınızın cep telefonu ve e-mail adreslerinizi aşağıda bulunan adreslerimize postalyarak veya bu mesajı diğer ardeşenlilere göndererek derneğimiz için yaptığınız yardımlardan dolayı şimdiden teşekkür ederiz.

Dernek Yönetim Kurulu

DUYURULAR
YENİ YÖNETİM
2000 45.392
1997 33.727
1990 17.340
1985 13.403
1980 9.582
1975 7.980
TULUM

TulumunYapısı ; Oğlak derisi daha çok tercih edilir ve tüyleri temizlendikten sonra ayaklar son kısımlardan kesilir. Ters (çevrilip ters bağlandıktan sonra) kesit bağlantısı daha iyi görünür. Ön ayaklardan birine tahta boru- lülük arka ayaklardan birine de nav bağlanır. Böylece tulum dediğimiz alet meydana gelir. Lülük'ten (dudula=ağızlık)üfleyip tulum şişirilir. Üflenen hava geri kaçmasın diye tulumcu lülüğün (dudula) ağzını dili ile kapatır. Kendisi bu suretle nefes alabilir. (son zamanlarda lülük ağzına konan bilye sayesinde tulumcular türkü bile söyleyebiliyorlar.) sıkışan hava mecburen, nav içinde bulunan çimon/çibu denilen ses veren kamış borulara hücum eder ve ses çıkararak dışarı çıkar. Ekseriyetle çibular yan yüzeylerinden 5 delikli olup bu delikler Nav'ın üst yüzüne yani tulumcunun parmaklarını oynatacağı bölüme bir çift olarak yerleştirilir.
Oğlak derisi daha çok tercih edilir ve tüyleri temizlendikten sonra ayaklar son kısımlardan kesilir. Ters (çevrilip ters bağlandıktan sonra) kesit bağlantısı daha iyi görünür. Ön ayaklardan birine tahta boru- lülük arka ayaklardan birine de nav bağlanır. Böylece tulum dediğimiz alet meydana gelir. Lülük'ten (dudula=ağızlık)üfleyip tulum şişirilir. Üflenen hava geri kaçmasın diye tulumcu lülüğün (dudula) ağzını dili ile kapatır. Kendisi bu suretle nefes alabilir. (son zamanlarda lülük ağzına konan bilye sayesinde tulumcular türkü bile söyleyebiliyorlar.) sıkışan hava mecburen, nav içinde bulunan çimon/çibu denilen ses veren kamış borulara hücum eder ve ses çıkararak dışarı çıkar. Ekseriyetle çibular yan yüzeylerinden 5 delikli olup bu delikler Nav'ın üst yüzüne yani tulumcunun parmaklarını oynatacağı bölüme bir çift olarak yerleştirilir. Çimon/çibular, nav içinde ikiden fazla da olabilirler. Herbirinin sesi tulumcunun ustalığına göre ayarlanır. Tulumdaki kısımlara daha açıklık getirelim: Çimon/çibu: Kamış veya tahıl sapı boğum yerinin bir tarafından diğer tarafın dıştan boğum yerinden içten kesilir. Bu uçta boğum yeri kalacağından kapalıdır, diğer uç açıktır. 16-17 cm boyunda bir boru elde edilmiş olur. Açık uç hafif meyilli olarak düzeltilir. Kapalı kısma doğru borunun bir kısmı çakı ile inceltilerek sesin, hava geçişi ile temini sağlanır. Bu borunun üçte bir kadarı üste kalması şartıyla ikişer santim arayla delikler açılır. Böylece yapılan çimonlar bu şekilde yanyana bağlanıp navın içine yerleştirilir. Çıkan sesler birbiri ile tam manası ile uyumlu olmayabilirler. (Adnan Saygun) Nav: Farsça'da iyi oyulmuş odun manasında olup bu tabiri eski Oğuzlarında kullandığı aşikardır. Navlar hafif kıvrık boynuzu andırırlar. Odundan veya şemsiye sapının yarım daire bölümünden yapılırlar. Aslında iç bükey bir teknecikten ibaret olup çimon/ çibular içine yerleştirilir.

Kar'aşın: Navın son kısmındaki boynuza verilen isimdir.
Kaçkar dağı: Koç boynuzunu andıran Gökçe Dengiz batısındaki Kaçkar Dağları da bu isimden esinlenerek verilmiştir.
Goda: Tulumdan üflenen eğri boruya denir. Bulgarların gayda demeleri ile goda arasında muhakkak bir bağlantı vardır. Bu isim ta Kelt'lerden kalmış olabilir. Eski Bulgar kavimleri Türklerle kardeş kavim olmalarının neticesi olarak kelime Türkçe kökenli de olabilir.

Çayelinden başlayarak Pazar,Ardeşen,Hemşin,Çamlıhemşin,Fındıklı,Arhavi,Hopa,Şavşat,Yusufeli,İspir ve Giresun`nun Şebinkarahisar ilçesinde düğün,bayram ve eğlencelerde kullanılan nefesli bir halk çalgısıdır.

Önceleri sadece bu yörelerde düğünlerde kullanılırdı. Fakat son zamanlarda çeşitli halk müziklerinin yanısıra pop,rock ve özgün müziklerde kullanılmaya başlandı.Tabî buda enstrumanın tanıtımını ve halkın dikkatini çekmekte önemli bir etken oldu. Tulum`u başka ülkelerde görmekde mümkün. Örneğin: Bulgaristan ve Yunanistan`ın bazı bölgelerinde görebilirsiniz. İskoçya ve Kuzey İrlanda`da şekil olarak biraz değişik olmasına rağmen ses olarak hemen hemen aynı olması dikkat çekmektedir.

TEKNİK ÖZELLİKLERİ:
Tulumda aktif olarak kullanılan beş tam ses vardır ve oktav`ı yoktur,koma sesi vardır. Son zamanlarda altı sesli tulum`lar denenmiş fakat pek başarı sağlanamamıştır.

Tulumun ses tonu "si" "lâ" "sol" karar sesiyle,tını`sı güzel olan ses elde edilir. Diğer ses tonlarında tulum istenilen sesi vermez. Tulumun orjinal sesi "si" ve "lâ" dır.

TULUMUN YAPISI

DUDULA (AĞIZLIK)
GÖVDE (DERİ KISMI)
NAV (SES VEREN KISIM)

DUDULA (AĞIZLIK)

Tulumu şişirmek için kullanılan dudula; yuvarlak bir ağacın içi delinerek yapılır ve hava geriye kaçmasın diye iç tarafına naylon`dan bir kapak yapılıp raptiye ile tutturularak havanın geri gelmesi önlenir.

 

GÖVDE (DERİ KISMI)
Tulumun gövdesi genellikle keçi derisinden yapılır. Keçinin özellikle bir yaşında olmasına dikkat edilir. Çünki bir yaşından küçük olan keçilerin derisi yumuşak (taze) olduğundan çabuk deforme olur. Keçi kesildikten sonra derisi çok dikkatli bir şekilde delinmeden tulum olarak çıkartılır. Suyla karışık ateş külünde 2-3 gün bekletildikten sonra tüylerin dökülmesi sağlanır ve tabaklama işlemi yapıldıktan sonra baş tarafı ve arka kısmı içeri gelecek şekildetersten sıkıca bağlanır. Ön ayaklarının birine dudula bağlanarak şişirilip asılır. Kuruduktan sonra sürekli yumuşak kalması için badem yağı yada gliserin sürülür. (yağ ile bakım yapılmadığı süreçte deri kuruyup çatlar ve hava kaçırır bu yüzden tulum özelliğini yitirir) Tulumun- cephesinin güzel görünmesi için üzerine değişik renk ve desenlerle kılıf yapılır.

NAV (SES VEREN KISIM)
Tulumun en önemli kısımı nav`dır. Nav özellikle şimşir ağacından yapılır. Yaklaşık 40 derece eğri şimşir ağacının içini düzgün bir şekilde oyduktan sonra analıklar dediğimiz delikli 10mm çapında boruları ve kamıştan özel olarak yapılan çibun dediğimiz sipsi`leri özenle ve düzgün şekilde nav`a yerleştirilir. Burada önemli olan iki adet sipsininde aynı sesi vermesidir. Analıklarda 6mm delinmiş 5 adet çift sıra delik vardır ve yanyana olan bu deliklerden çıkan seslerin aynı ayarda olması şarttır aksi taktirde ses bozuk çıkar. Sesler ayarlandıktan sonra nav`ı tulumumuzun diğer koluna bağlıyoruz ve tulumumuzu şişiriyoruz. Hava taziğinden doğan güçle sipsilere gelen baskı sesin çıkmasına yol açar parmak vuruşları ile ses notalara dönüşür.

İyi tulum çalabilmek için müzik bilgisinin yanısıra iyi bir kulağa ve kuvvetli nefese sahip olmak gerekir.

Üflemeli bir Türk Halk çalgısıdır. Deri kısmı, Nav ve Ağızlık olmak üzere üç kısımdan oluşmaktadır. Deri kısmına hava depolanır ve koltuk altından bastırılarak Nav kısmına hava gitmesi sağlanır. Nav kısmı ise Melodi Çalınan kısmıdır. Analık ve Dillik adı verilen iki kısımdan oluşmaktadır. Ağızlık kısmı ise tulumun deri kısmına hava göndermeye yarayan bölümdür.

Tulum yurdumuzda Trabzon, Rize, Erzurum, Kars'ta, Kuzey ve Doğu Anadolu Bölgesinde ve Trakya bölgesinde kullanılmaktadır. Genellikle kuzu ve oğlak derisinden yapılan tuluma Trakya'da Gayda adı verilmektedir.  

Doğu Karadeniz'de oynanan halk oyunlarına genel olarak Horon denilmektedir. Hora, Grek kökenli kelimedir ve Anadolu dillerine geçmiştir.Laz dilinde bu kelime “horon oynamak” anlamına gelen "oxoronu" fiili ile ifade edilirken, Lazca bilmeyenler arasında horon tepmek, horon oynamak, horon kırmak, horon vurmak şeklinde kullanılmaktadır.

Doğu'da Hopa-Pazar arası, Batı'da ise Çayeli ve Trabzon arasındaki bölge, tarihsel, kültürel ve dilsel olarak farklılıklar taşır. Bu; horona, kullanılan enstrümanlara, oyunların ritm ve figür özelliklerine de yansımıştır. Rize'den itibaren Trabzon ve Giresun yörelerinde enstrürnan olarak kemençe, davul-zurna ve kaval, Çayeli'nden doğuya doğru gidildikçe Pazar, Hemşin, Furtuna Vadisi, Ardeşen, Fındıklı, Arhavi ve Hopa'da tulum, Artvin yöresinde ise ağırlıklı olarak tulum ve akordeon kullanılmaktadır. Çayeli, tulumla oynanan horon ilekemençe ile oynanan horon arasındaki sınır konumundadır. Ömer Asan, "Eskiden Of’ta  tulum ve zurnanın da çalındığını ama her nedense yasaklandığını söylerler" diyerek çarpıcı bir noktaya işaret eder. Geçmişte, tulumun Karadeniz'in batı yörelerinde de çalındığı ancak dinsel nedenlerden ötürü yasaklanıp unutturulduğu bilinmektedir. Sınırlı düzeyde yapılan alan araştırmalarında Gümüşhane'nin Karadeniz'e yakın yerleşim birimlerinde, Rize Merkez'e bağlı köylerinde kemençenin yanında tulum da kullanılmakta ve bununla horon oynanmaktaydı. Doğu Karadeniz'de yapılacak detaylı bir alan araştırması yörenin folklorik özellikleri hakkında ilginç ve çarpıcı sonuçlar ortaya çıkaracaktır ve bu yönüyle bölge bakir bir alandır.

Lazlar Doğu Karadeniz’in sahil şeridinde ve sahile çok uzak olmayan köylerde yaşarlar. Geçmişte denizcilik, kendir, pirinç, mısır ekimi yaparlar, gurbete çıkarlardı. Bugün çay tarımı, balıkçılık ve fındık üretimi ekonomik altyapıyı teşkil eder. Geçiş bölgesinde yaşamalarından dolayı tarih boyunca yabancı kültürlerle etkileşimleri daha yoğun olmuştur. Lazlar'da yakın zamana kadar kan davasına rastlanabiliyordu. Atmaca avlamak, ehlileştirmek ve atmacayla avlanmak Doğu Karadeniz bölgesinde Lazlarla özdeşleşmiş bir uğraştır. Gerçekte kendi içlerinde sert ve asabi bir doğaya sahiptirler. İşte bu sertlik ve asabiyet Lazlann horonlarına da yansımıştır. Kaçkar dağlarının eteklerinde yaşayan Lazlar yaylacılıkla da uğraşırlar. Bu coğrafyada yaşayan insanların doğayla oldukça uyumlu bir yaşamları vardır. Yine de Doğu Karadeniz halklannın dilsel, kültürel, sosyal, üretimsel ve tarihsel birlikteliğin ortaya çıkardığı ortak bir kişilik prototipine sahip oldukları gerçeğini de göz ardı etmemek durumundayız.

KEMENÇE VE TULUM

Kemençe ve tulumun kökeni, birçokları için önemli bir merak konusudur. Ortaya birbirinden farklı birçok görüş atılmasına rağmen inandırıcı bir tespitin varlığından bahsetmek pek mümkün değildir. Zira, bu görüşler karşıt  milliyetçi argümanlardan beslenmekte ve bilimselliği şüphe götürmektedir. Tulum, dünyanın birçok yerinde benzerlerine rastlanan bir enstrümandır; İskoçların Gayda'sı, Fransızların Cornemuse'si gibi.Milliyetçi görüş, tulumun bir Türk halk çalgısı olduğunu iddia eder.Fransızlar'ın fochette, İngilizler'in Kit adını verdiği yaylı çalgıyla akraba olan Karadeniz kemençesinin Anadolu'ya ne zaman geldiğini ve hangi yoldan girdiğini belirlemek güçtür.Yine de bu enstümanların yerli olma ihtimallerini de hesaba katmakta fayda vardır.

Horon ise eski çağlardan beri Anadolu halkları tarafından bilinen ve oynanan bir oyun, hatta dinsel tören biçimidir. Ve muhtemelen Anadolu halkları ortak tanrılara ve benzer dinsel inanışlara sahip olmuşlardır.

Lazlar tulum kadar kemençeyi de kendilerine yakın bulurlar ve kullanırlar. Ne var ki Lazların kullandığı kemençe Karadeniz kemençesine göre yapısal ve melodik anlamda farklılıklar taşır. Ayrıca Laz kemençesi ile Karadeniz kemençesinin çalış tavrında da farklılıklar vardır. Bu noktada Karadeniz kemençesi ve Laz kemençesi şeklinde bir ayrım yapmak mümkündür. Hemşinliler şarkılarına eşlik sazı olarak ya da horonda kemençe kullanmazlar.

HORONLAR

Çayeli - Hopa arasında ise Mtzanu, Anzheli, Memethina, Alikha, Hemşini, Bakhva (Bakhoz), İki ayak, Ğvandi, Rize, Phaphilati, Mimikhi (Kaçkar), Kotuna, Paaçkul (Kız horonu), Yali horonu, 3harişka, adı ile bilinen horonlar tulumla oynanmaktadır. Ayrıca, her bir horonun köyden köye değişebilen versiyonları vardır. Mesela Mtzanu horonunun, Eski Mtzanu ve Yeni Mtzanu olarak bilinen versiyonları vardır.

Halk arasında en çok bilinen oyunlar Hemşin ve Rize horonlarıdır. Kemençe ile oynanan oyunlarda görülen omuz titretmelere tulumla oynanan oyunlarda sık rastlanmaz ya da bireysel tavır olarak karşımıza çıkar. Tüm horon türlerinde hareketler sert ve hızlı olmasına rağmen tulumla oynanan oyunlarda hareketler yuvarlaktır, ani ve keskin dönüşler yoktur. Bütün vücut aynı anda aynı yöne doğru hareket eder.

Horon sadece erkekler, sadece kızlar ya da kız-erkek karşık olarak da oynanmaktadır. Karışık oyunlar Hemşinlilerde yaygınken geleneksel kalıpların egemen olduğu yerlerde halen kız-erkek ayrımı yapılmaktadır. Eğer bir kız horon oynayacaksa yakınlarının kolunda oynamayı tercih eder. En azından böyle davranması beklenir. Son dönemde bu durumun yavaş yavaş aşıldığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bunun yanında yaşa göre de horon oynayanlar ayrılırlar. Genelde yaşlıların daha otantik horon oynadıkları düşünülür. Bu yüzden kimi düğünlerde gençlerin katılımı olmaksızın sadece yaşlıların horon oynamaları beklenir.

Düğünlerde, asker uğurlama gibi bazı özel günlerde, yayla şenliklerinde horon oynanmaktadır. Kırk sene evveline kadar, özel zamanları beklemeksizin bir eğlence biçimi olarak horon oynandığı anlatılır. Her köyde tulumcu bulunurdu. Horon, doğal yaşamın vazgeçilmez bir parçasıydı. Zaman geçtikçe ekonomik koşulların zorlaşması, göçün yaygınlaşmasıyla horon oynama alışkanlığı da gerilerneye başladı. '70'li yılların başlarında köy düğünleri artık tarihe karışmaya, düğünler şehirlerdeki salonlarda yapılmaya başlandı. Özellikle 1990'a kadar olan süreç, geleneksel değer ve alışkanlıkların bir kenara bırakıldığı, şehirleşmeyle birlikte modernleşme eğilimlerinin üst noktaya sıçradığı bir dönemdir. Ancak son yıllarda halk arasında horona karşı ilginin, düğün salonlarında horona ayrılan zamanın arttığı ve özellikle gençlerin modern danslara oranla horona daha çok ilgi gösterdikleri görülmektedir.

Batum - Hopa – Çxala üçgeni

Burada Batum – Hopa - Çxala arasında tulumla oynanan horonlara ayrıca değinmek gerekir. Zira, bu horonlar diğer tulum kuşağı horonlarına göre benzerlikler kadar oynanış şekilleri ve figürlerde farklılıklara sahiptir. Hopa ve Ardeşen’i tulum kuşağı horonları için iki ayrı merkez olarak kabul edersek karşımıza iki farklı horon kuşağı çıkacaktır. Hopa merkezli horonların yaygınlık alanı Hopa ile sınırlı değildir. 93 Harbi dolayısiyle Batum – Hopa – Çxala üçgeninden Marmara bölgesine göç eden geniş bir Laz kitlesi de bu horonları oynamaktadır.

Horoncu şahsiyetler

Çoğumuz için horonu cazibeli kılan horonun kendisi kadar horoncu şahsiyetlerdir. Mesela, Arhavili Yaşar Turna kemençe çalmadaki ustalığı kadar horonculuğu ile de ün yapmış unutulmaz bir isimdir.

Horonların isimlendirilmesi

Horon isimlerine topluca baktığımızda, bunların şahıs, akraba grubu ya da yer adları olduğunu görürüz.

  • Bakhva(Bakhoz) :  Adını, Furthuna vadisi Laz köylerinden Bakhva ya da Bakhoz’dan almıştır. Son derece dinamik bir horondur.

  • Rize: Adını Rize kelimesinden alır. 5/8 ritmdeki horonların en bilinenidir. Arhavi yöresinde bu horon Rize-Pazar adıyla bilinir. Bu da horonların yöreye göre farklı isimlendirilebildiğini göstermesi açısından iyi bir örnektir.

  • Kotuna: ...

    • Paaçkul:  Daha çok Ardeşen ve Furthuna vadisi köylerinde bilinen bir horondur. ...

    • Tzarişkha: Adını Pazar ilçesine bağlı “Tzarişkha” adlı köyden alır. Tarz olarak diğer horonlara göre farklıdır. Oldukça düşük  tempolu bir danstır.

    • Dumli: Adını “Dumli” adlı bir şahıstan alan bir horondur. Ardeşen, Çamlıhemşin, Pazar civarında horonculuğu ile bilinen birisidir. Horona eşlik eden bir şarkı bulunmaktadır. ...

    • Memethina: Adını “Memethina” adlı bir şahıstan alan bir horondur. Kaynağı bilinmemekle beraber, diğer horon adlarının isimlendirilmesine dayanarak, “Memethina” adlı bir kişiye atfen bu horonun adlandırıldığını söyleyebiliriz. Özellikle Arhavi’de iyi bilinen, ve tulum eşliğinde oynanan bir horondur. Tarz olarak Hemşin isimli horona benzer.

    • Hemşin :Adını Hemşin yöresinden alan ve oldukça yaygın olarak bilinen bir horondur.

    • Alikha: (Ali + kha) “-kha” Lazcada isimlerin sonuna konan bir ektir. Alikha, Memethina’da olduğu gibi bir horona isim olmuştur.

    • Mtzanu: Furthuna vadisinde bir Laz köyünün adıdır. Eski Mtzanu ve Yeni Mtzanu olmak üzere, ritim ve melodik olarak farklı versiyonları vardır.

    • Phaphilati: Bugünkü Pazar’da bir Laz köyünün adıdır. Rize horonuna benzer bir horondur. Horonun en tipik karakteristiği kollar yukarıda iken birden aşağıya salınması ve aynı anda horonun durmasıdır. Ayrıca, Arhavi’de “Phaphilati” adını taşıyan bir köy ve aynı ada sahip bir horon vardır ki bu horon Pazar – Phaphilati horonundan farklıdır.

    • Anzhel: Rize - İkizdere’de bir köyün adıdır. Ancak bu horon Pazar ve Ardeşen çevresinde bilinir. Ardeşen’de oldukça yaygın bir horon olarak karşımıza çıkar.

    • Mimikhi: Furthuna vadisi Laz köylerinden Mtzanu’da bir ailenin ve aynı zamanda bir horonun adıdır. Duygu dolu ve düşük tempolu bir melodisi vardır. Tarz olarak Rize isimli horona benzerlik gösterir. Bu horon “Kaçkar” adıyla da bilinmektedir.

    • Tolikçeti: Furtuna vadisi Laz köylerinden “Tolikçeti”nin adıyla anılan bir horondur. Melodisi bilinmekle beraber geniş çevrelerce bilinen bir horon değildir.

    • Ğvandi: Furthuna vadisi Laz köylerinden “Ğvandi”nin adıyla anılan bir horondur. En önemli özelliği horona hareketli bir şarkıyla eşlik edilmesidir. Son dönemlerde yaygınlaşmıştır.

    Eskiden, “Pozoni Vadisi”nin uzak köylerinde Zeçifina (Zülküf) adında horoncu bir adam yaşıyordu. Zeçifina, horonu oldukça yavaş bir tempoda ve kendine has tarzıyla yorumlayışı sayesinde bu bölgede bir isim haline gelmiş ve artık günümüzde de temposu düşük horonlar “Zeçifina horonu” adı ile adlandırılır.

    HORON BİR İBADETTİR KARADENİZ'DE

    Horon sadece bedenle oynanan bir halk dansı değildir. Horoncular bedenleri ile değil, ruhları ile oynarlar. Beden hareketleri ruhsal coşkunun bir tezahürüdür. Horoncu kendini tulum sesinin ritmine ve derinliğine bırakır. Bu şekilde saatlerce horon oynamaya devam eder. Gün ortasında başlayan bir horonun ertesi günün sabahına dek sürmesi ruhsal bir motivasyonu zorunlu kılmaktadır. Aksi takdirde beden çok çabuk yorulacak ve horon kısa sürecektir. Bu yüzden ruhsal motivasyonu yakalayamayanlar uzun süre horon oynayamazlar. Tulum sesinde insan ruhuna hitap eden bir derinlik vardır. Horonun oynanma süresi uzadıkça horoncuların mistik bir havaya bürünmelerinden bu kolayca gözlemlenebilir. Horonu seyreden bir kişi dinsel bir tapınma töreninde olduğunu düşünebilir. Özellikle horonda belli bir süre geçtikten sonra oyuncular ruhsal bir havaya bürünürler. Horoncu, horonun belli bir aşamasından sonra trans haline geçer, büyük bir coşkuya kapılır. Zikir törenlerinde hedef; yaradana ulaşmak olsa da horoncunun asla böyle bir amacı olmaz. "Dionysos ilk koralarını Anadolu 'da Tmolos dağında kurduğunu söyler. Sonra Euripides, türlü vesileler bularak Dionysos için Anadolu 'da yapılan dansları, horonları tanımlar. Nasıl el ele verip halka halka tepinirlermiş, nasıl ayaklarını; yere vurunca başlarını havaya atarlarmış. Koro başı "Euhay!" diye bağırınca nasıl kendinden geçesiye hora teperlermiş!" Evet horon her yönüyle dinsel bir ayini hatırlattığı için olacak günah olduğunu savunanlar hep var olmuş. İnanca göre, horon oynayan birinin namaz kılabilmesi için boy abdesti alması gerekmektedir. Kimileri, horon oynamadıkları gibi, zevk alarak horon seyredilirse günaha gireceklerine de inanırlar.

    Horon bir isyan, bir başkaldırı olarak nitelendirilmiş din adamları tarafından. Bu, o kadar etkili olmuş ki, belli bir yaşın üzerinde olanlar, hacca gidenler, sakal bırakanlar dine dönüşün bir göstergesi olarak önce horon oynamamak için yemin etmişlerdir. Birçok tulumcu, din adına tulum çalmayı bırakmıştır. Bazı durumlarda tövbe ettiği halde kendini tutamayıp horona katılan ve akabinde sakal kesenlere dahi rastlamak mümkündür. Halk arasında söylenen "tu/um şişer saruk baştan düşer" sözü horona karşı geliştirilen dinsel tepkiyi çok açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Bugün Rize'de, Trabzon'da tulum çalınmamasının bir nedeni de dinsel baskı altında tutulmasıdır. Bu da gösteriyor ki din, Doğu Karadeniz'de dilsel, kültürel asimilasyonda çok önemli bir role sahip olmuştur.

    Dinsel yaklaşımların bu derece katı olması, addi bir soruya yol açmaktadır. Din adamlarının horonla alıp veremedikleri şey neydi? Neden horona bu denli karşı durdular? Yoksa horon, Doğu Karadeniz halklarının bir zamanlar dinsel ayinlerinde oynadıkları bir oyun muydu?

    Evet. "Lazlar, baharda ekime başlarken, sonbaharda hasat sonu, denize çıkmadan önce, savaş öncesi ve sonrasında “oxvame” adı verilen tapınma yerlerine gider, yırtınırcasına horon oynarlardı. Oxvame, köyün yüksek ve düzbir yerinde bulunurdu ".  Bu ifadeler Lazların çok tanrılı dinsel inanışlarında horonun dinsel tapınma biçimi olduğuna dair göstergelerdir. Sadece Lazlara özgü olmayan bu duruma, komşularında da rastlanır. Hemşinlilerin Ağustos ayında yayladan inişlerde kutladıkları Vartivor şenlikleri iyi bir misal teşkil eder. Bu şenlik bir hafta kadar sürer ve şenlik boyunca horon oynanır.

    TULUM ŞİŞER HORON TUTUŞUR

    Tulum şişer, sağ el üstte olacak şekilde eller tutulur, bir çember oluşur. Böylece horon tutuşmuş olur. Alanın genişliği oranında çok sayıda insan oyuna katılabilir. Katılan biri oyunu bozmayacak kadar horonu iyi bilmek zorundadır. Her horonda bir horonbaşı bulunur. Bu kişi oyunu çok iyi bilen, konuşmasıyla oyuna ahenk katan, liderlik özelliğine sahip biri olmalıdır. Horonun akışı, yönetimi, temposu, hangi figürün kaç kez tekrarlanacağı ve sonrasında hangi figüre geçileceğı tamamen bu kişi tarafından belirlenir. Horonbaşlarının kişiliği horonun da kişiliği olur. Tulumcu oyunun akışına göre tulum çalar. Tulumcuyu gayrete getirmek için onu öven, bazen de kızdırmak için onu yeren sözler söylenir. Horon sırasında horonbaşı dahil herkesin söyleyeceği sözler tulumun melodisine uygun olmak zorundadır. Horon sırasında konuşulmaz. Horonbaşı oyunu bozan birini dışarı atabilir. Bu, horondan atılan için hoş bir durum olmasa da çoğu zaman gurur meselesi yapılmaz.

    Horoncular da oyunun ritmine uygun anlamlı ya da anlamsız sesler çıkarabilirler, horonbaşına, tulumcuya ya da dışardan birine sataşabilirler. Karşı tarafta aynı şekilde melodiye uygun olarak cevap verebilir. Bu da oyunların neşeli, keyifli ve ahenkli geçmesine yardımcı olur. Horon esnasında türküler söylenir. Bir grubun söylediği türküler bir başka grup tarafından tekrarlanır.

    Karadeniz insanı doğaya, horon Karadeniz insanına, Karadeniz müziği ise biraz da horona göre biçimlenmiş. Son yıllarda Karadeniz'de ortaya çıkan dilde, kültürde, müzikte ve sosyal yaşamdaki dejenerasyon beraberinde nitelik arayışlarını da ortaya çıkarmış. Zuğaşi Berepe, Kazım Koyuncu, Birol Topaloğlu, Fuat Saka, Volkan Konak gibi sanatçılar genelde Karadeniz, özelde Laz kültürü üzerinde tarihsel gerçekliğe yakışan ürünler ortaya koymaya başlamışlardır. Bölgenin etno-kültürel değerlerini gün ışığına çıkarmaya çalışan dergiler çıkarılmaya, kitaplar yazılmaya başlandı. Sevindirici gelişmeler olmakla birlikte halk kültürüne sahip çıkılmadığı sürece kültürel değerlerin süreç içinde eriyeceği açıktır.